İlk bölüm; arkeolojinin nasıl ortaya çıktığı, hangi ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıktığı, bu süreçte rol oynayan önemli isimler ve arkeoloji üzerindeki etkileri üzerine
İkinci bölüm; 18. ve 19. yüzyılda uygarlıkların ne zaman ve nasıl kurulduğuna dair olan fikirlerin değişme süreci ve bilimsel metodların arkeolojiye girişi üzerine
Üçüncü bölüm; 20. yüzyıl ile birlikte uygarlıklar, krallar dışındaki sıradan insanların hayatına dair merak ve bunun sonucunda araştırmaların yönünün sosyal gelişmeler ile birlikte olan değişimi ve de bilimsel yöntemlerin arkeolojinin olmazsa olmaz bir parçası haline gelişi üzerine
Neden izlenmeli: Arkeoloji'ye dair oldukça bozuk bir algı ve bilgi birikimimiz olduğu kanısındayım (buna ben de dahilim tabiki, üstten konuşmadım, içten konuştum).
Bu konudaki fikrimiz, klasik anlamda vatandaşımızın verdiği "yine taş görmeye mi gideceğiz, bildiğin taş işte" tepkisi ile klasik eğitim sistemiyle bize öğretilen, içi tam olarak doldurulmamış fakat sadece arkeolojinin önemli olduğu düşüncesi arasında gidip gelmekte. Bu belgeselin bu algı bozukluğunu törpüleme açısından iyi bir fırsat olduğu kanısındayım. Belgesel sayesinde ayrıca arkeolojinin gelişim süreci, bu süreçte etrafında yaratttığı etkiler (klasik din dogmalarının parçalanması) ve etrafındaki gelişmelerden etkilenmesi (Marksizm, feminizm, Naziler, Freud ve Einstein’ın buluşları) gibi başlıklardan nüvelerde söz konusu.
Bunların toplamında ortaya oldukça keyifli, insanı bilgiyle boğmayan, öze yönelen, basit, anlaşılır, herkese hitap eden, haftaiçi akşam izlenen yabancı dizi tadında oldukça keyifli bir belgesel ortaya çıkmış.
Bu konudaki fikrimiz, klasik anlamda vatandaşımızın verdiği "yine taş görmeye mi gideceğiz, bildiğin taş işte" tepkisi ile klasik eğitim sistemiyle bize öğretilen, içi tam olarak doldurulmamış fakat sadece arkeolojinin önemli olduğu düşüncesi arasında gidip gelmekte. Bu belgeselin bu algı bozukluğunu törpüleme açısından iyi bir fırsat olduğu kanısındayım. Belgesel sayesinde ayrıca arkeolojinin gelişim süreci, bu süreçte etrafında yaratttığı etkiler (klasik din dogmalarının parçalanması) ve etrafındaki gelişmelerden etkilenmesi (Marksizm, feminizm, Naziler, Freud ve Einstein’ın buluşları) gibi başlıklardan nüvelerde söz konusu. Bunların toplamında ortaya oldukça keyifli, insanı bilgiyle boğmayan, öze yönelen, basit, anlaşılır, herkese hitap eden, haftaiçi akşam izlenen yabancı dizi tadında oldukça keyifli bir belgesel ortaya çıkmış.
Belgeseli nereden bulabiliriz: Bana mail atmanız halinde belgeseli içeren torrent dosyalarını sizle paylaşabilirim (umutaykutlu@gmail.com)
*Belgeselle ilgili kısa kısa notlar "Düşündürdükleri" başlığının devamında bulunmaktadır
Spekülasyondan bilime krallardan sıradan insanlara giden yolda arkeoloji düşündüğümüzün de ötesinde anlam ve öneme sahip. Bu alanda ait olduğu bütünün diğer parçalarında olduğu gibi, sosyal dinamiklerden güçlü bir şekilde etkilenmekte. Bunun sonucunda da bildiklerimiz, düşündüklerimiz, inançlarımız ve hayallerimiz bu alana bakış açımızı oldukça önemli şekilde etkilemekte. Arkeoloji'yi tarihiyle beraber ele aldığımızda bilgiyi, hakim güçlerin ya da sınıfların nasıl kontrol altına almaya çalıştığını ve bundan nasıl faydalanmaya çalıştığını görmek, olayları uzağa çekilip tepeden bakma hissini yaşamak oldukça zihin açıcıcıydı. Belgesel sonlarına doğru aklımda dolanmaya başlayan ve sunucunun da daha sonrasında konuyu getirdiği soru ise ya bundan sonra ne olacak? idi. Bu noktada yani bundan sonra ne olacağı başlığında sunucu konuyu "Anthropocene" getirdi (türkçesi nedir bilmiyorum :(. Çok kısaca bu başlıkta okuduğum birkaç bilgi ...
Yani sonuç olarak insanlık kendi var olduğu alanda sınırlara ulaştı (Dünya'yı keşfetti). Kendi içine doğru olan yolculuğa hala devam etmekle birlikte, çok önemli noktaları keşfetti. Şu an ise dayatılan tüketme kültürü, sömürme kültürü ve bencilleşme kültürünün sınırlarını zorlayarak yaşamını devam ettirmekte. Zorladığı sınırlar hem Dünya'nın hem insanlığın sınırları olup buna bu kapasitenin bir yerde dayanamayacağı aşikar. Bu noktada gelecekte bizi bekleyen; kendi iç çelişkilerini yaşayan, sosyal patlamalar nedeniyle çalkantılara gebe olan, çevresinde geri dönülemez tahribatlar bırakması muhtemel, şimdi ise gözünü evrenin diğer noktalarına diken bir insanlık söz konusu. Tarihsel akış içerisindeki yerimize bakacak olursak 19. ve 20. yüzyıl ile birlikte (kuvveti değişmekle birlikte Rönesans dönemindekine benzer şekilde) olağanüstü bir bilgi birikimi söz konusu. 21. yüzyılda insanlığın yolunu belirleyecek olan ise Rönesanstakine benzer şekilde elindeki güncel verilerle, tarihsel elde edilen kazanım ve birikimleri yeniden yoğurup yeniden şekillendirmesi ile oluşacaktır. O yüzden de bu blogun başlığı Yeniden Rönesans'tır.
*Belgeselle ilgili kısa kısa notlar "Düşündürdükleri" başlığının devamında bulunmaktadır
Düşündürdükleri:
Anthropocene Nobel ödüllü bilim adamı Paul Crutzen'in anthropo- (insan) ve -cene (yeni, cag) kelimelerinden türettiği ve dünyanın şu anda içinde olduğu yeni çağı tanımlamak için kullanıma sunduğu kelime. Deniyor ki, son birkaç yüzyila kadar insanlar dünya'da yolcu konumunda idiler, ama artık pilot kontrolüne oturdular ve sonuçlarını bilmeden/düşünmeden yaptıkları ile dünyanın gidişatını tamiri mümkün olmayan bir şekilde değiştiriyorlar. Bazi bilim adamları, 18. yüzyıldan itibaren insanlığın dünya üzerinde yol açtığı bu jeolojik ve iklimsel değişimlerin artık yeni bir jeolojik döneme girmemize sebep olduğunu söyleyerek anthropocene çağını lugatlarına ekliyorlar. Hatta bu çağa başlangıç olarak 1784'te buhar tribunünün icadını gösteriyorlar.
Daha fazla bilgi için: http://www.anthropocene.info/
Yani sonuç olarak insanlık kendi var olduğu alanda sınırlara ulaştı (Dünya'yı keşfetti). Kendi içine doğru olan yolculuğa hala devam etmekle birlikte, çok önemli noktaları keşfetti. Şu an ise dayatılan tüketme kültürü, sömürme kültürü ve bencilleşme kültürünün sınırlarını zorlayarak yaşamını devam ettirmekte. Zorladığı sınırlar hem Dünya'nın hem insanlığın sınırları olup buna bu kapasitenin bir yerde dayanamayacağı aşikar. Bu noktada gelecekte bizi bekleyen; kendi iç çelişkilerini yaşayan, sosyal patlamalar nedeniyle çalkantılara gebe olan, çevresinde geri dönülemez tahribatlar bırakması muhtemel, şimdi ise gözünü evrenin diğer noktalarına diken bir insanlık söz konusu. Tarihsel akış içerisindeki yerimize bakacak olursak 19. ve 20. yüzyıl ile birlikte (kuvveti değişmekle birlikte Rönesans dönemindekine benzer şekilde) olağanüstü bir bilgi birikimi söz konusu. 21. yüzyılda insanlığın yolunu belirleyecek olan ise Rönesanstakine benzer şekilde elindeki güncel verilerle, tarihsel elde edilen kazanım ve birikimleri yeniden yoğurup yeniden şekillendirmesi ile oluşacaktır. O yüzden de bu blogun başlığı Yeniden Rönesans'tır.
Kısa kısa notlar:
![]() |
| Criaco Piazzicolli-arkeolojinin babası |
*Ardından Rönesans döneminde Criaco Pizzicolli (arkeolojinin
babası) ‘nin bilinmeyene olan tutku ve merakı onun tarihi tüm öğeleri resmetmesi
ve not alması ve ardından dünyanın farklı yerlerini gezmesi
*Rönesans ile birlikte arkeolojiye olan bakış açısı
değişir ve buluntular ile nereden geldiğimizi gösteren birer ipuçları haline
dönüşür.
![]() |
| Stonehenge |
*Almanya civarında Neandertallere ait kalıntıların bulunması
ile Adem ve Havva’dan gelen tek tür olduğumuza dair savların çürütülmesi
*Napolyonun Mısırı ele geçirmesinden sonra eski Yunan ve Roma
dışında daha eski bir tarihinde olduğunun farkedilmesi ve Mısır tarihine olan
ilginin artması
*İngilizler Mısır'ı ele geçirir ve kimi
Firavunlara ait parçaları İngiltereye götürürler. Bu dönemde eski taşların
alınması bir güç gösterisi yapmak ve geçmişe bile sahip olmak adına anlamlı görülmektedir.
![]() |
| Mask of Agamennon |
*Schlieman'ın Troy keşfi ve ilk defa kimi bilimsel yönemleri arkeolojide kullanmaya
başlaması.
*Yine aynı kişinin "Mask of Agamennon" 'ı bulması. Troy ile Mycenea arasındaki ticari ilişkiyi kimyasal analizler ile göstermesi.
*Modern arkeolojinin Pitt Rivers ile
başlaması
3. Bölüm: *Dawson'un ape ile insan arasındaki geçiş formuna
ait gerçek olmayan formu
*Mısır'da Tutankamun’un bulunması
*20. yüzyılın başlarında kralları, imparatorlukları
araştırmak yerine sıradan insanların hayatını araştırmaya başlayan arkeoloji çalışmaları (Avustralyalı Marksist Childe ve Crawford'un sınıfsız bir toplum dair arayışları
*Einstein'ın katkıları ile arkeolojide yeni dönem (carbon dating, chemical analysis, laser mapping)
*Zamanla sıradan insan-bilim ve iç dünya kavramları yanyana gelişi
*Tv'de 1950'lerde Mortimer Wheeler iele arkeolojinin kitlelere sevdirilmesi
*Roman askerler ya da neolitik insanlarla ilgili hiç bir kalıntı yüz
bile bulunamamış iken 1950'de Danimarka'da Iron age'den kalma 2000 yıldan daha önceki döneme ait çiftçinin bulunması "Tollund Man"
*Kathleen Kenyon-70 lerde kadın arkeolog-Feminizm yükselişi -Ancient woman a dair verilerle ortaya çıktı
*Marija Gimbutas kadının eski toplumlarda ilerletici güç olduğu yönünde teorilerde bulundu- Eski Avrupa'nın güçlü erkek değil bilge kadın üzerine kurulu olduğunu iddia etti
![]() |
| Tollund Man- Danimarka |










0 yorum:
Yorum Gönder