04:20
*Buzdağının görünen kısmı (aysbergin) benzetmesine kıl oluyorum
*Hangimiz bir aysberg değiliz ki zaten
*Hadi küçük dağları ben yaratmadım, şu küçük tepeleri de mi ben yaratmadım ulen!!
*Neptün hacı ya!!!
04:12
Yolda karşıdan karşıya geçen kapalı giyimli, saçı görünmeyen, yüzünün yarısını kaplayan siyah gözlüğü olan yani tamamen görünmez olan kadın ... Varlığını diğerlerinden ayırmamı sağlayacak herhangi bir fikir edinmemi istemeyen bu kadın, anayolda karşıdan karşıya tüm trafiği umursamadan aheste aheste yürüyerek geçti. Kadını gördükten sonra böyle kapalı bir toplumda yaşasaydım ben ne yapardım diye düşünmeye başladım. Malum öyle beğenme, hoşbeş etme ihtimali yok tabi, yani kural olarak yasak. Kadın tarafından kendine has düşünceleri nedeniyle ya da tersini yapması durumunda ahlaksız olarak yaftalanmaktan korktuğu için kadının kapanması, karşı cins ile ilgili bilgi edinmemi tamamen engellerdi sanırsam. Malum ortada ahlak polislerinin olduğunu da varsayarsak işimiz bir hayli zor olsa gerek. Bir an için kendimi hayal ettiğim dünyaya kaptırdım ve kendi kendime dedim ki; böyle bir dünyada tabiki de benimde birden fazla eşimin (karımın) olma olasılığı olmalı! En azından bu sayede güzel, hoş, kafa dengi bir insanla karşılaşabilme ihtimalim artardı en azından diye düşünüp, tam da çok eşliliği savunmaya başladığım sırada, yolun ortasında bana doğru gelen arabanın uzun bir frenle durup, kornaya basarak küfretmeye başladığını gördüm. Korna hayalimde savunduğum çok eşlilik fikrini bir anda aldı götürdü. Ne de olsa bir anlık sempatik deşarj, dübür korkusu ... Çok eşlilik fikrini düşünmenin bile çok tehlikeli olduğunu az daha canımdan edecek olan arabanın kornası sayesinde anladım. Umarım bu fikirleri aynı şekilde savunmak zorunda kalacağım bir dişi fenotiple karşılaşmam. Malum kornalar çeşitlidir ( misal godfather müzikli korna ...) ve kimi zaman kaza geliyorum demez, diyemez.
04:09
Delikanlı “bu ülke adam olana kadar sakalımı uzatıcam” dedi. Aradan 10 yıl geçti ki, delikanlı bu ülkenin, yürürken önünde ciddi bir engel yarattığını anladı. Önündeki engelleri kaldırmak üzere yurtdışına, kesilmeyi bekleyen sakalı ve beyni ile göç etti . Bu durum yıllar sonra sosyologlar tarafından sakal göçü olarak adlandırıldı. Şu anda hikayenin geçtği bu ülkede sakal bırakacak adamda kalmadı; çünkü şu anda herkes badem bıyıklı ...
04:00
*Geleceğe o kadar fazla önem verdik ki, bugünü kaçırdık .
*İçime düşen şu yalnızlığı hangi yerçekimsiz gezegen alıp götürür şu bedenimden. Sen mi? Şu kız mı? Şu kadın mı? Şu adamlar mı? Belkide sadece hiçlik... Ne olduğunu hiç bilmediğimiz ...
*İnsanların konuşmayı bıraktığı (unuttuğu) yalansız bir dünyada, herkesin sadece bedeniyle seviştiği bir dünya hiçte fena olmazdı hani ...
*İçime düşen şu yalnızlığı hangi yerçekimsiz gezegen alıp götürür şu bedenimden. Sen mi? Şu kız mı? Şu kadın mı? Şu adamlar mı? Belkide sadece hiçlik... Ne olduğunu hiç bilmediğimiz ...
*İnsanların konuşmayı bıraktığı (unuttuğu) yalansız bir dünyada, herkesin sadece bedeniyle seviştiği bir dünya hiçte fena olmazdı hani ...
03:43
Rakıdaki buz gibiydi düşünceleri.
Önceleri düşüncelerini kabul ettirmeye çalıştı çok.
Direndim, hemde çok. Direniyordum ama farkediyordum ki tamamen reddedemiyordum düşüncelerini. Yani ne kabul ediyordum düşüncelerini ne de reddedebiliyordum. Rakının kendisi gibiydim, buzu kendimden ayrı tutamıyordum. Ama o kendisini anlattıkça içimdeki buzlar eriyor, eritiyor ve vücudumdaki tüm damarlara nüfuz ediyordu. Ve en sonunda beni ele geçirdi. Evet beni ele geçirmiş gözüküyordu ama son sözü daha söylememiştim. Mücadele hala devam ediyordu içten içe. Evet düşünceleri beni ele geçirmişti geçirmesine ama birşeyi farketmemişti. Düşünceleri içimdeki beyazı, o güzel beyazı, rakı beyazını ortaya çıkarmıştı ...
18.06.2010
Önceleri düşüncelerini kabul ettirmeye çalıştı çok. Direndim, hemde çok. Direniyordum ama farkediyordum ki tamamen reddedemiyordum düşüncelerini. Yani ne kabul ediyordum düşüncelerini ne de reddedebiliyordum. Rakının kendisi gibiydim, buzu kendimden ayrı tutamıyordum. Ama o kendisini anlattıkça içimdeki buzlar eriyor, eritiyor ve vücudumdaki tüm damarlara nüfuz ediyordu. Ve en sonunda beni ele geçirdi. Evet beni ele geçirmiş gözüküyordu ama son sözü daha söylememiştim. Mücadele hala devam ediyordu içten içe. Evet düşünceleri beni ele geçirmişti geçirmesine ama birşeyi farketmemişti. Düşünceleri içimdeki beyazı, o güzel beyazı, rakı beyazını ortaya çıkarmıştı ...
18.06.2010
İkisi de çok sessizleşmişti. Kız sol elini sağ elinin içine almış sıkıştırıyordu. Oğlan ise ayağını belli belirsiz sallıyor ve zamanla ivme kazandırıyordu. İkisi de bir ses duymak istiyordu. Birden yanlarında bir ses beliriverdi. Ama bu beklenilen ses değildi. “Ateşiniz var mı?” “Yok, ” dedi oğlan umarsızca. Kız başını denizden yana çevirdi ve dalgaların kıyıya vuruşunu izlemeye koyuldu, oğlan ise elindeki plastik çay çubuğunu katlayarak kırmaya. Her ikisi de konuşmaya yanaşmıyordu. Zaman ilerliyordu ve geleli bir saat olmasına karşılık hiç konuşmamışlardı. Oğlan dayanamadı ve elini ilerdeki adama doğru kaldırdı. Adam, “Oğlum 25 numaranın hesabını götür hemen,” dedi. Ve hesap geldiğinde, her ikisi de birbirine baktı. Kızın gözleri doldu, ama ağlamıyordu, zaten ağlamak da istemiyordu çünkü haklıydı. Oğlanın boğazında kelimeler düğümlendi, boğazı kurudu, yutkunmaya çalıştı ama olmadı. Masaya ümitli bir gelecek hayali ile gelip, ümitsiz ama yeni iki gelecek ile ayrıldılar. *Bu öykü Yeşil Gazete 12.09.2015 tarihinde yayınlanmıştır.
http://yesilgazete.org/blog/2015/09/12/foto-oyku-iki-gelecek/
Sevgi, adanmışlık, bağlılık kelimeleri sanırım hayatımızdaki diğer kelimelerdendaha farklı anlamlar taşıyor. Ya da en azından taşıması gerektiğini
düşünüyorum. Genelde düşündüklerim pratik yaşamda karşılığını , toplumda
görülme sıklığı bakımından pek bulmasada, böyle düşünüyorum. Doğmamızla
beraber yaşam denen garip bir girdabın içine,yakında bir gelecekte girdabın bizi
dışarıya atacağını bilmemize rağmen giriyoruz. Girmemek gibi bir şansımız olmuyor genellikle çünkü kendimizi orada buluyor, orada benlik kazanıyoruz. Bu dönemi herkes kendi bakış açısına ya da çevresine göre şekillendiriyor ve bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Yasamının bir varmış, sonra hiç yokmuş olacagını düşünenler içinse sanırım bu macera daha da bir anlam kazanıyor. Bu anlamı da sanırım insanlığımızın, insan olduğumuzun farklı ifade şekileri olan sevgi, bağlılık ve adanmışılıklarda buluyoruz. Bunlar hayatımızda ki amaçlarımız, ideallerimiz oluyor. Çoğu zaman bunların peşinden düşe kalka, her ne pahasına olursa olsun koşturuyoruz. Sevgimize karşılık görmememize karşılık yine de herşey sevdaya dahildir diyip sevmeye devam etmiyor muyuz? Bize çok ağır yükleri sorumlulukları, cezaları olmasına karşı kendi yarattığımz tapınaklara hergün her koşulda tapmaya devam etmiyor muyuz? Ya da elimizde olan biten herşeyi sevdiğimiz , emek verdiğimiz, düşlediğimiz herşeyi ölümü de göze alarak, arkamıza bakmadan bırakıp, ilkelerimiz ve inançlarımız doğrultusunda hareket etmiyor muyuz? Bunların hepsinin
cevabı sizde de evet olarak yankılanıyorsa, muhtemelen sizde benim gibilerdensiniz. Bunların sizi pişirdiğini, insanlaştırdığını, daha da ötesi benliğinizi ve kendinizi keşfetmenizi sağladığınızı düşünüyorsunuzdur sanırım. İşte bu sevgi,bağlılık,adanmışlığın bulunduğu yaşamları farklı sebeplerle,farklı yer ve ülkelerdeki, kenara savrulmuş olan insanları,kültürlerin buluştuğu, iç içe girdiği, ülke sorunlarını günlük yaşamda gözümüzün önüne ufak karelerde sokan , insanları nasıl bir yerden bir yere savururken ortak bir paydada buluşmalarını sağladığını işte Yaşamın Kıyısında bütün olarak bulabileceksiniz sanırım. Ben izledim, bunları buldum. Peki siz neler buldunuz...
14.04.2008
03:09
Ülkemizin ABD'ye bağımlı olduğunun,tek başına karar veremediğinin görüldüğü şu günleri, zamanında gören ve isyan eden Nazım Hikmetin ünlü şiiri VATAN HAİNİ'nin eşsiz yorumu mutlaka izleyin.
VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
*Olası görüntüleme sorunları için youtube adresi:http://www.youtube.com/watch?v=aiAWmexF8ZA
03.11.2007
VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
*Olası görüntüleme sorunları için youtube adresi:http://www.youtube.com/watch?v=aiAWmexF8ZA
03.11.2007
03:08
Hemen hemen herkesin hayatının bir bölümünde yaşananlara isyan ettiği,yaşanmış olan herşeyi unutmak istediği anlar vardır.Böyle anlarda insan içinden binbir türlü şey söyler,fakat olayları hala hatırlıyor olmak ve unutamamak insanın canını çok fazla sıkar.Bu gibi durumlarda unutmak istediğiniz şeyleri kafanızdan tamamı ile silmek istersiniz ama bir türlü bunun bir yolunu bulamazsınız.Keşke unutmamın bir yolu olsaydı dersiniz kendi kendinize.Peki eğer bu isteğiniz gerçekleşebilir olsaydı ve unutmak istediklerinizi silme şansınız olsaydı ne yapardınız?Muhtemelen çoğu insan aynı şeyi yapardı...Unutmak istediği herseyi siler ve hayata kaldığı yerden devam ederdi.İşte bu film de birbirine aşık olan fakat zamanla yaşadıkları
kötü şeyler yüzünden ayrılma noktasına gelen çiftin kafalarından iyi kötü yaşanan tüm anıları sildirmek üzere doktora başvurmasıyla gelişen olayları anlatıyor.Olaylar öyle ilginç gelişiyor ki zamanla çift,hala birbirini çok sevdiğini anlıyor ve bu silme işleminin durdurulması için hem komik hemde duygusal serüvenlere girişiyor.Yaşamımızda anlık,duygusallıkla aldığımız kararların ileride bizde ne gibi duygular uyandırabileceğini gösteren
gerçekten de hoş bir film.Günlük hayatımızda her hangi bir karar alırken, geçmişteki yaşanan güzel şeyleri ve alacağımız kararların ileride ki olası sonuçlarını nedense hiç değerlendirmemizin içine almıyoruz.Bu eksik değerlendirme sonucu vardığımız kararlar çoğu zaman düşünme biçimimize paralel olarak,kötü ve aslında istemediğimiz sonuçlara yol açıyor.Olayların sıcak, duyguların karışık olduğu bir zamanda sağlıklı düşünmek,doğru bir değerlendirme yapmak pek mümkün olmuyor biliyorum ama,yaşananları tekrar düşününce tüh dememek için olayları,geçmişi ve ilerideki olası sonuçlarını sakin bir biçimde değerlendirmek gerekiyor sanırıyorum.Film bu konuyu anlatırken bir yandan da yaşanan duygu geçişleriyle sevginin anlamı ve içeriği konusunda özellikle,aklında soru işaretleri olanlar için farklı bir bakış açısı ve farklı bir tarif sunuyor.Kurgusu,anlatım şekli,müzikleri ve özellikle Kate Winslet'ın mükemmel oyunculuğu ile film, gerçektende izlenmeye değer.Kafasında biraz daha soru işareti taşımak isteyenlere önerilir...28.10.2007
03:03

Ülkemiz pazar günü Hakkariden gelen acı haberle yasa boğuldu.Yine o istenmeyen acı haber geldi ve gelen yine şehit haberiydi.Yakın zamanda gelen acı haberlerden sonra tekrar benzer şekilde 15 şehidin verilmesi ülkenin her köşesinde ses getirdi.Ülkenin çeşitli yerlerinde yaşanan acı olayların verdiği duygusal durumun ve ardarda yaşanan acı olayların etkisiyle geniş katılımlı fakat bir o kadar da şiddet dolu söylemler içeren eylemler meydana gelmeye başladı.Eylemlerde "dişe diş, kana kan ,intikam intikam" sloganları atılmaya başlandığı ve halkların birbiriyle çatışmasına sebep olacak aşırı reaksiyonların içine girildiği görüldü.Ayrıca yaşanan terör olaylarından sonra kendilerini daha çok ortada göstermek isteyen bazı gruplar çeşitli sol parti ve derneklere de saldırmaya başladı.İşin boyutu her geçen gün daha farklılıaştırılmaya çalışılıyor ve toplumda yarılmalara sebep olacak dışlayıcı,faşizan hareketler kendilerine düşen görevleri yapmaya koyuluyorlar.Bu yüzden de durumu değerlendiren,düşünen insanların yaşanan şu olaylar sırasında daha sakin ve soğukkanlılıkla olaylara yaklaşmasında fayda var.Çünkü havada buram buram provakasyon kokusu var...23.10.2007
03:02
Şırnak ta yaşanan vahşice saldırı sonucu 15 tane canın yaşamını yitirmesi gerçektende herkesi çok fazla üzdü.Ülkede kardeşlik seslerinin yükseltilmeye çalışıldığı,hem Türk hem de Kürt milliyetçiliğine karşı hareketin oluşturulmaya çalışıldığı, diyalog yollarının yavaş yavaş açıldığı bir dönemde böyle bir üzücü olayın gerçekleşmesi ülkede bir çok dengeyi altüst etti.Yaşanan acı olaylardan dolayı bazı çevrelerin yaptığı milliyetçi katkıların da etkisi ile ülke gündemine tezkerede girmiş oldu.Şu sıralar sınır ötesi müdahale planları ve hazırlıkları yapıla dursun ülkede sınır ötesine müdahaleye karşı çıkan gruplardan pek ses çıkmıyor.Muhtemelen bunun sebebi milliyetçi,ulusalcı cephe tarafından vatan haini olarak damgalanmak ve insanlardan tepki görme korkusu olsa gerek.Oysa ki yaşanan olayların duygusallığı ile hareket ediliyor ve akılcı çözümler üretilmiyor.Yapmak istediğimiz hamleler genelde duygusallıkla alınmış ve korku temelinde kararlar oluyor,fakat asıl sorunun temeline inildiğine inanmıyorum.Tabi ki de bende ülkemin diğer insanları gibi ölen askerlerimize
çok üzülüyorum ve bu terör olayının bir an önce durdurulmasını istiyorum,fakat diğer insanlardan farklı olarak sorunun içimizde olduğu gibi çözümünde dışarıda değil yine içimizde bulunabileceğine inanıyorum.İçeride yapılması gerekenin Kürt vatandaşlarımızın kendilerini özgürce ifade edebildikleri,baskı görmedikleri ve doğu bölgemizde yaşanan işsizlik probleminin ortadan kaldırıldığı bir ortamın oluşturulmasıdır.Özellikle yeni iş sahalarının açılması Türkiye’nin bir çok sorununu ortadan kaldıracak.Örnek vermek gerekirse doğuda bölgenin iklimi ile uyumlu, iklim şartlarından çok ağır bir şekilde etkilenmeyecek ufak ama halkın öz, kolektif gücü ile üretim yapacağı küçük işletme yerleri açılabilir.Doğuda tüm bölgeyi kapsayacak şekilde,yaygın ufak işletmelerin açılması ile insanların birincisi işsizlik sorununu ortadan kaldırmış olacağız ve insanların üretim sürecine katılmasını sağlamış olacağız.İkincisi bu küçük işletmeler yapıları gereği bölgede ki aşiret ağalarının etkinliğini azaltmış ve bölgenin feodal bağlarını kırmış olacağız.Kırılan bu bağlar sayesinde doğuda yaşanan ,kadınlar üzerinde kurulan baskının,törenin etkisini azaltmış ve kadınlarımıza iyi bir eğitim desteği ile de kendini ifade etme ortamı yaratmış olacağız.Üçüncüsü bölge insanı bu işletmelerden kazanç elde ettiği için doğal olarak o kuruluşlara sahip çıkacak ve bölgede terör örgütünün barınmasına, kendi bölgelerini koruyarak engel olmuş olacak.Böylece terör örgütünün bölge insanı ile kurulan bağı kesilmiş ve sahip olduğu halk desteğini kaybetmiş olacak.Dördüncü olarak bölgede üretim artışına bağlı olarak insanların sosyal talepleri değişecek ve bölge insanı üretim sürecinin sonucu elde ettiği gelirlerle kendi bölgelerini eğitim,kültür alanında daha fazla geliştirebileceği bir ortam bulacak.Böylece bölge eğitim düzeyi olarak ta yükselecek ve ülkemizde eğitim olanaklarına ulaşma şansı ülkenin diğer kısımlarıyla benzer seviyelere gelecek.Belki de tüm bu süreçler sonunda doğu bölgesi ülkemizin kalkınmasında itici güç olacak ve bu sayede eğitim,sağlık,terör,kadın hakları,işsizlik,aşiret ağaları gibi problemleri çok kısa bir sürede olmasa da çözüme kavuşturacaktır.Fakat unutulmaması gereken nokta yapılan bu hamleleri bölge insanını kendini ifade edebildiği,özgürce konuşabildikleri ve taleplerini rahatlıkla ifade edebildiği
demokratik bir ortamda uygulamalıyız.Böylece terör sorununu ebediyen çözmüş ve doğuda ki vatandaşlarımızla birlikte kardeşçe yaşayacağımız adil,özgür,eşit ve hakça bir düzeni kurabiliriz.Yeter ki çözümü dışarıda değil içeride arayalım.Yarınlara dair umutlarımızın gerçeğe dönüşmesi imkansız değil, sadece biraz istemek yeterli olacak güzel günler için…
17.10.2007
çok üzülüyorum ve bu terör olayının bir an önce durdurulmasını istiyorum,fakat diğer insanlardan farklı olarak sorunun içimizde olduğu gibi çözümünde dışarıda değil yine içimizde bulunabileceğine inanıyorum.İçeride yapılması gerekenin Kürt vatandaşlarımızın kendilerini özgürce ifade edebildikleri,baskı görmedikleri ve doğu bölgemizde yaşanan işsizlik probleminin ortadan kaldırıldığı bir ortamın oluşturulmasıdır.Özellikle yeni iş sahalarının açılması Türkiye’nin bir çok sorununu ortadan kaldıracak.Örnek vermek gerekirse doğuda bölgenin iklimi ile uyumlu, iklim şartlarından çok ağır bir şekilde etkilenmeyecek ufak ama halkın öz, kolektif gücü ile üretim yapacağı küçük işletme yerleri açılabilir.Doğuda tüm bölgeyi kapsayacak şekilde,yaygın ufak işletmelerin açılması ile insanların birincisi işsizlik sorununu ortadan kaldırmış olacağız ve insanların üretim sürecine katılmasını sağlamış olacağız.İkincisi bu küçük işletmeler yapıları gereği bölgede ki aşiret ağalarının etkinliğini azaltmış ve bölgenin feodal bağlarını kırmış olacağız.Kırılan bu bağlar sayesinde doğuda yaşanan ,kadınlar üzerinde kurulan baskının,törenin etkisini azaltmış ve kadınlarımıza iyi bir eğitim desteği ile de kendini ifade etme ortamı yaratmış olacağız.Üçüncüsü bölge insanı bu işletmelerden kazanç elde ettiği için doğal olarak o kuruluşlara sahip çıkacak ve bölgede terör örgütünün barınmasına, kendi bölgelerini koruyarak engel olmuş olacak.Böylece terör örgütünün bölge insanı ile kurulan bağı kesilmiş ve sahip olduğu halk desteğini kaybetmiş olacak.Dördüncü olarak bölgede üretim artışına bağlı olarak insanların sosyal talepleri değişecek ve bölge insanı üretim sürecinin sonucu elde ettiği gelirlerle kendi bölgelerini eğitim,kültür alanında daha fazla geliştirebileceği bir ortam bulacak.Böylece bölge eğitim düzeyi olarak ta yükselecek ve ülkemizde eğitim olanaklarına ulaşma şansı ülkenin diğer kısımlarıyla benzer seviyelere gelecek.Belki de tüm bu süreçler sonunda doğu bölgesi ülkemizin kalkınmasında itici güç olacak ve bu sayede eğitim,sağlık,terör,kadın hakları,işsizlik,aşiret ağaları gibi problemleri çok kısa bir sürede olmasa da çözüme kavuşturacaktır.Fakat unutulmaması gereken nokta yapılan bu hamleleri bölge insanını kendini ifade edebildiği,özgürce konuşabildikleri ve taleplerini rahatlıkla ifade edebildiği
demokratik bir ortamda uygulamalıyız.Böylece terör sorununu ebediyen çözmüş ve doğuda ki vatandaşlarımızla birlikte kardeşçe yaşayacağımız adil,özgür,eşit ve hakça bir düzeni kurabiliriz.Yeter ki çözümü dışarıda değil içeride arayalım.Yarınlara dair umutlarımızın gerçeğe dönüşmesi imkansız değil, sadece biraz istemek yeterli olacak güzel günler için…17.10.2007
03:00
Sermaye dostu ve neo-liberalizmin en hararetli savunucusu olan AKP nin tekrar seçilmesinin ardından, hükümet kaldığı yerden icraatlerine devam ediyor..Seçimlerde aleni bir şekilde cemaatlerin de desteğini alan AKP şimdi de anayasa değişikliğine hazırlanıyor.Hazırlanıyor diyorum çünkü gerçekten de bu işi kendi başına yürütüyor ve kimseyle paylaşmıyor yada fikir alışverişinde bulunmuyor.Medyaya sızan anayasa taslaklarında ise buram buram neo-liberal politikalar
kokuyor.Anlaşılan o ki kaldıkları yerden ülkeyi “babalar gibi” satmaya devam edecekler.Bir yandan ülkeyi satarken diğer yandan ele geçirdikleri sermayenin de etkisiyle toplumda hem cemaatler yoluyla, hem de çıkardıkları kanunlarla ülkeyi uzun süredir konuşulan ılımlı İslam örneği olan Malezya’ya çevirmeye çalışıyorlar.Ülkemize adam akıllı sermaye girişini başaramamış olan ABD, kendi misyonunu temsil edebileceğini gördüğü AKP ye destek vererek bir şekilde gerçekleştiremediği sermaye girişini ılımlı İslam yolu ile gerçekleştirmeye çalışıyor.Şu anda bu görevi hakkı ile yapan AKP, ne kadar daha görevde kalır bilinmez ama uzun dönemde daha iktidarda kalırsa ülkemizi ılımlı bir İslam
ülkesi haline getirme tehlikesi ile karşı karşıyayız.Eğer tersine ABD,AKP ile yollarını ayırırsa kendine muhtemelen liberal politikaları devam ettirecek sosyal demokrat bir parti ile yola devam edecek ve olasıdır ki bu politikaların ülkemizde tam olarak oturmasını sağlayacaktır.Bu durumda sosyal demokrat grup “Malezya olmaktan kurtulacağız” ve “ülkeyi kurtardık” nidaları ile muhtemelen ülkeyi satmaya devam edecek ve sonunda da tahminimce Tayvan gibi bir ülke olacağız.
Tayvanda olduğu gibi herkesin ekonomik olarak zor koşullarda yaşadığı,liberal kuralların hakim olduğu, kadınların geçimini sağlayabilmek için zengin iş adamları ile beraber olmak zorunda olduğu bir ülke haline geleceğiz.Olası her iki seçeneğe de karşı çıkmalıyız çünkü önümüze koyulan bu seçenekler neo-liberal politikaların idarecisi olan ABD nin işidir.İkisi de meta’yı insan varlığının önüne koyan, değerleri talan eden ve insanları paranın saltanatına teslim eden politikaların uzantılarıdır.Karşı çıkış noktamız neo-liberalizme ve onun hayatımızda uygulatmış olduğu dayatmalara karşı olmalıdır.Sokakta ne herkesin kapandığı bir ülke, ne de kadınların kendini pazarladığı bir ülke istiyoruz.Eşit,özgür,adaletli ve en önemlisi emekten yana TAM BAĞIMSIZ bir ülke istiyoruz!!!
kokuyor.Anlaşılan o ki kaldıkları yerden ülkeyi “babalar gibi” satmaya devam edecekler.Bir yandan ülkeyi satarken diğer yandan ele geçirdikleri sermayenin de etkisiyle toplumda hem cemaatler yoluyla, hem de çıkardıkları kanunlarla ülkeyi uzun süredir konuşulan ılımlı İslam örneği olan Malezya’ya çevirmeye çalışıyorlar.Ülkemize adam akıllı sermaye girişini başaramamış olan ABD, kendi misyonunu temsil edebileceğini gördüğü AKP ye destek vererek bir şekilde gerçekleştiremediği sermaye girişini ılımlı İslam yolu ile gerçekleştirmeye çalışıyor.Şu anda bu görevi hakkı ile yapan AKP, ne kadar daha görevde kalır bilinmez ama uzun dönemde daha iktidarda kalırsa ülkemizi ılımlı bir İslam
ülkesi haline getirme tehlikesi ile karşı karşıyayız.Eğer tersine ABD,AKP ile yollarını ayırırsa kendine muhtemelen liberal politikaları devam ettirecek sosyal demokrat bir parti ile yola devam edecek ve olasıdır ki bu politikaların ülkemizde tam olarak oturmasını sağlayacaktır.Bu durumda sosyal demokrat grup “Malezya olmaktan kurtulacağız” ve “ülkeyi kurtardık” nidaları ile muhtemelen ülkeyi satmaya devam edecek ve sonunda da tahminimce Tayvan gibi bir ülke olacağız.
Tayvanda olduğu gibi herkesin ekonomik olarak zor koşullarda yaşadığı,liberal kuralların hakim olduğu, kadınların geçimini sağlayabilmek için zengin iş adamları ile beraber olmak zorunda olduğu bir ülke haline geleceğiz.Olası her iki seçeneğe de karşı çıkmalıyız çünkü önümüze koyulan bu seçenekler neo-liberal politikaların idarecisi olan ABD nin işidir.İkisi de meta’yı insan varlığının önüne koyan, değerleri talan eden ve insanları paranın saltanatına teslim eden politikaların uzantılarıdır.Karşı çıkış noktamız neo-liberalizme ve onun hayatımızda uygulatmış olduğu dayatmalara karşı olmalıdır.Sokakta ne herkesin kapandığı bir ülke, ne de kadınların kendini pazarladığı bir ülke istiyoruz.Eşit,özgür,adaletli ve en önemlisi emekten yana TAM BAĞIMSIZ bir ülke istiyoruz!!!
17.10.2007
02:58
Yakın zamanda ülkemiz sınırları dahilinde, bizi ilgilendiren ve belki de yaşamımızı etkileyecek konularla ilgili referandum yapılacakmış.Gerçekten de... Kulaktan dolma,neyin ne olduğunu,içeriğini bilmediğimiz bir konuda bize danışacaklarmış.Bizlerinse,danışacakları konu hakkında her hangi bir fikrimiz yok.Fikrimizin olmamasının sebebi ise olayları ancak dedikodu havasında mışlı geçmiş zamanla öğrenebiliyor olmamız.İşin garip yanı,konunun içeriğini bilmesek de bildiğimiz tek şey,şu anda gümrükte oylar kullanılıyor olmasına rağmen taslağın üzerinde hala değişiklikler yapılıyor olduğu.Olayların açıklığından ve ciddiliğinden de anlaşılacağı üzere herşey sanal bir şekilde,kulaktan dolma şekilde devam ediyor ve referandum günü gittikçe yaklaşıyor.Referandum rezaleti gerçekleşmeden ya referandum ertelenerek yapılacak olan referandumun içeriği hakkında insanlar bilgilendirilsin ya da göstermelik demokrasi oyununa bir an önce son verilsin.Mümkünse haberlerinin olmadığı bir konuda insanların fikrine danışılmasın.Tabi amacınız gerçekten danışmaksa...
16.10.2007
02:56
Ölümünün ardından tam kırk yıl geçti,fakat o hala tüm dünya halklarının kalbinde yaşamaya devam ediyor. CHE sevgisini hala kalbinde yaşayanlar için bugün Birgün gazetesinde CHE ile ilgili bazı dikkat çekici yazılar ve fotoğraflar vardı.Okuduğum yazıda etkilendiğim bazı noktalar var.Bunları çevremdekilere heyecan içinde anlatmış olsam da bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum.*CHE nin bu ünlü fotoğrafını çeken Alberto Korda,2000 yılında bir votka firmasının reklamlarında bu fotoğrafı kullandığı için dava açtı.Fotoğrafın
kullanımıyla ilgili şöyle diyordu:"Bir Rus votkası markası.Rusya'nın en köklü votkası,ayrıca çarlık zamanında sarayın resmi votka tedarikçisi kabul edilmiş.Che Guevara'nın uğrunda öldüğü görüşleri destekleyen biri olarak ,bu fotoğrafın onun anısını yaşatmaya ve dünyadaki sosyal adaleti sağlamaya çalışanların kullanmasına karşı değilim,fakat alkol gibi ticari nesnelerin reklamını yapmak için Che'nin şöhretini kullananların kesin olarak karşısındayım."Korda, açtığı davadan kazandığı 50 bin doları Küba sağlık sistemine bağışladı."Eğer Che yaşasaydı o da aynısını yapardı" diyordu...
*Ve yine konu ile bağlantılı bir şiir;
Dünya bu kadar güzel olur muydu yine
Diplomasını çerçeveletip para kazanma derdine düşseydi Dr.Che
Yüreğini dağlara asmak yerine
SUNAY AKIN
*DEVRİM, sözcüklerle yaşatılamaz. Onun uğruna yaşamak ve onun uğruna ölmek gerekir. ERNESTO CHE GUEVERA
09.10.2007
Dünya bu kadar güzel olur muydu yine
Diplomasını çerçeveletip para kazanma derdine düşseydi Dr.Che
Yüreğini dağlara asmak yerine
SUNAY AKIN
*DEVRİM, sözcüklerle yaşatılamaz. Onun uğruna yaşamak ve onun uğruna ölmek gerekir. ERNESTO CHE GUEVERA
09.10.2007
02:53

07.10.2007
02:47




