iklim değişikliği ve bulantısı

Dünyanın sonu gitgide yaklaşıyor. İklim değişiklikleri, buzulların erimesi, hayvan ve bitki türlerinin yok olması falan falan.

 Hepsi birer birer, damla damla gerçekleşiyor...

Yaşadıklarımız, içinde bulunduğumuz anda, birer damla gibi tane tane hissedilmiyor. Tam olarak olayların nasıl gerçekleştiğini neyin ne olduğunu algılayamıyoruz. Anın içinde olaylar adım adım, küçük küçük gerçekleşiyor ve herşey kazanda suyu kaynatılmaya bırakılmış kurbağa gibi hissettirmeden yavaşça gerçekleşiyor. Bizler ise bunlara şahit olanlar yani kaynatılanlarız. Hem şahit hem mağduruz. Bahsettiğim somut bir durum, bir gerçeklik olduğu kadar bir o kadar soyutluk barındırıyor aslında. Kastım ise gerçek anlamda iklimlerin değişmesi değil düşünsel iklimlerin ve paradigmaların değişmesi, ya da daha görünür ve daha kabul edilemez bir hale gelmesi.

İçinden geçtiğimiz dönemi yaşadığımız olayları, insanlık dramlarını, patlamaları, sahile vuran çocukları, çevremizde gitgide daha da belirginleşen tuhaf insan profillerini, darbecileri, savaşları düşünsenize hele bir. İnsanın saydıkça sayası, aklına geldikçe tarihe daha da bir not düşesi geliyor. Sonu da gelmiyor ya bu listenin her nedense neyse.

Bu gidişatla bir iklimin değişmemesi mümkün müdür zaten. Hayvan ve bitki türlerinin sonunun gelmesi gayet doğal değil mi sence de? Hangi iklim kaldırabilir ki bu yaşadıklarımızı. Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında yaşanılanlar nasıl anlatılacak bir düşünsene. Gelecekte genç nesilden biriyle konuşurken neler neler anlatabileceksin; şahit olduğun darbeler, savaşlar, ölümler, kayıplar, hırsızlıklar, insanlık dramları. Say say bitmez ki ...

Tarihin akışı içinde öyle tuhaf bir zamandan geçiyoruz ki içinde iken çok fazla hissedemiyoruz ama ileride yaşadıklarımızı durup düşündüğümüzde hepimizin ağzı açık kalacak bundan eminim. İçine sıkıştığımız modern dünya döngüsündeki varoluşsal sıkıntılar bir yana dış dünyadaki bu darboğazlar, bu kerpeten ağzı durumlar kısa kısa anlatılır gibi değil. Bu keşmekeşin içinde ayakta kalabilmek, sağlıklı olabilmek, yeni bir şeyler düşleyebilmek bile çok güç ...

Gördüğümüz, yaşadığımız şeyler karşısında hissettiğim ve gitgide daha da belirgenleşen net bir his var bünyemde. Onu cisimleştirebildiğimi ve tarifleyebildiğimi düşünüyorum artık. Bu his hali nedir dersen, bir bulantı ...

Biraz daha açmak gerekirse bir bulantı ve öncesinde gelen inanılmaz başdönmesi ve de öğürme hali. Kusmak istiyorum ama kusamıyorsun yani işte tam o ruh hali. Sözcükler bile zincirlenmiş sanki bir yerlere. Hep bir korku hep bir çekince. Kusmak istiyorum içimde çok şey var kusabileceğim biliyorum ama kusamıyorum. Öğürme sırasındaki dizleri yere çöküp klozete kapanma hali var sadece. Şu an için daha fazlasını yapamıyorum, yapmıyorum ve ya vesaire vesaire.

Bir ışık bir umut bir yol yordam nedir görünmez ufukta, zifiri bir karanlığa doğru sürüklenmekten başka hiçbir şey yapamıyoruz. Bu karanlık içerisinde kendi varoluşsal sıkıntılarımız bir hayli karanlıkken bir de bunlar dayanılası gibi değil. Aynı karanlığı paylaştığımız insanlarla bile konuşamıyoruz. Hislerimizi bile paylaşacak insanı bulamıyoruz, göremiyoruz, ya da hiç kimseye güvenemiyoruz velhasıl. Zifiri karanlığa giden bir yol bizim ki. Nereden dönülür bu karanlıktan bilinmez.

Biribirimizle bir konuşmaya başlayabilsek, bir güvenebilsek birşeyler olabilecek sanki. Yani tam o noktada bir umut ışığı var gibi. Hani tarihin tekerinin dönmeye başladığı noktadan itibaren zaman zaman ortaya çıkan inatçı, inançlı, hayal eden insanlar var ya onların attığı tohumlar bir canlansa sanki, o tohumlar bir elele tutuşabilse herşey daha iyi daha güzel olacak gibi. Işık orada ... Tarihin içinden gelen, zaman içinde atılagelen çimlenmeyi bekleyen tohumlarda o umutlar. O tohumlar bir dile gelmeye başladığında birbirleri ile konuşmaya başlayacaklar. Konuşmaya başladıklarında ise birbirlerini hiçbir kimliğe hiçbir belirtece gerek kalmadan kolayca tanıyacaklar. Ve o gün, işte tam da o gün bu dünyadaki karanlık parçalanacak. Umut iklimine dönecek herşey ve herşey hayal ederek daha da güzelleşecek. Bunu biliyorum, bunu duyuyorum, bunu hissediyorum hem de tüm hücrelerimde.

Bir gün, bir zaman, bir yerde bu tohumlar köyden şehre, şehirden kente, fezadan dünyaya ya da magmadan yeryüzüne doğru bir yerden gelecekler. Ama gelecekler ... 

Şu an için ise bize düşen tüm güzellikleri bilerek fakat utanarak ve üzülerek canımızı yakan bu lanetle yaşamaya çalışmakta. Utanarak, üzülerek ama bekleyerek, o güzel günlere bir hayıflanıştır benimkisi...

İklimler değişmesin, izin vermeyelim !!!

Nazım Hikmet- Memleketimden İnsan Manzaraları






0 yorum:

Yorum Gönder